İYİLER KAZANACAK

MİLLETİN ADAYI MERAL AKŞENER
Aydınlık, huzur dolu bir Türkiye için sen de oy ver .

Yüzünü Güneşe Dön TÜRkİye

İYİ BİR BAŞLANGIÇ!

Meral Akşener’in 14 Mayıs Seçim Kampanyası Başlangıç Toplantısında yaptığı konuşmayı buradan izleyin.

ENGELLERİ AŞA AŞA GELİYORUZ

TÜRKİYE İYİ OLACAK!

Engelleri aşmak istiyorsan, önce insanı seveceksin
Önce insanı seveceksin ki,
engel aşma azmi nedir göreceksin!

Önce insanı seversen,
önündeki tüm dağlar düzlük olur, yürür gidersin.
İnsanı seversen, adaleti eşit dağıtmak bir lütuf olmaz,
Olağan bir durum olur.

Önce insanı seversen,
İnsana dair farklılıkları kabul etmek, devletin lütfuna bırakılmaz,
İnsanın insan olmaktan doğan hakkına saygı duyarsın.
Devlet, insanı bir tehdit unsuru gibi göremez,
Kendine göre iyi olanı tutup,
kötü olanı uzaklaştıramaz.

İnsanı seversen “benim çocuğum” demezsin,
Tüm çocuklar, “bizim çocuğumuz”dur.
Çocuk üşürken,
“benim evim”, “benim sofram” diyemezsin.
Başını yastığa huzurla koyamazsın, koymamalısın.

Bugün burada, sizlere seslenirken,
Sizlerden öteye, her bir rengiyle,
her bir sesiyle, her bir fikriyle
dünyanın en güzel milletine seslenmek istiyorum.

Canımdan, canımızdan aziz Milletimiz,
Cumhurbaşkanlığı adaylığına karar verirken
Düşündüğüm tek şey vardı:
Son yıllarda “insan”la “devlet” arasında
gittikçe derinleşen uçurumu ortadan kaldırmak.

Kimbilir belki de bugünün,
Çok partili siyasi hayatın,
demokrasiye uygun ilk seçiminin, yıldönümüne rastlaması
Manidar bir tesadüftür.

Demokratik usullerle 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle
Türkiye demokrasi tarihinde,
Bir büyük değişim yaşanmıştır.
Bugün millet yeniden bir
Büyük değişime ihtiyaç duymaktadır.

Biz bu ihtiyacın farkındayız.
Farkında olduğumuz için de, milletimize güvendik.
Milletim beni mahcup etmeyerek,
Bütün zorluk, engel ve tehditlere rağmen,
Sadece 6 saat içerisinde 100 bin imza vererek,
Bir kez daha demokrasimize sahip çıktığını göstermiştir.
İşte o milletle yürünemeyecek yol,
Geçilemeyecek engel yoktur.

Benim, bizim temel amacımız,
Devletin, iktidar eliyle milletin tepesinde
Bir yumruk olarak durmasına son verip,
O yumruğun
yerini milletin omuzuna dokunan ele bırakmasını sağlamaktır.

Gittikçe de artan bir şekilde hırpalanan insanlarımıza,
“yalnız değilsin” diyoruz ve,
Bu anlayışı da devlet anlayışıyla birleştirmek istiyoruz.

Çünkü ülkemizin siyasal iklimi soğuk,
Havası oldukça ağırdır.
Milletimiz, böyle karanlık bir havayı hak etmiyor.

Biz de,
Bu havanın değişmesinde milletimizin,
yeni ve ferahlatıcı bir iklim talep etmekte
son derece kararlı olduğunu görmekteyiz.

Ben bugün burada sizlere,
16.yılını yaşamakta olan iktidarın eleştirisi ağırlıklı
bir konuşma yapmayacağım.
Buna lüzum hissetmediğim için değil,
Bir siyasi partinin lideri,
İktidarının 16. yılında milletine,
Adalet ve özgürlük vaad eden bir manifesto yayınlamaya
ihtiyaç duyuyorsa,
Milleti saf yerine koymaktan öte,
Kendi tükenmişliğini itiraf ediyordur.
Sözün tükendiği yerdir.
Artık, bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir.

Aziz Milletimiz,
Türkiye’de 7 milyon 500 bin çocuk,
geçtiğimiz kışı üşüyerek, yeterli şekilde beslenemeden geçirdi.
Bu bilgi, önüme geldiği günden bugüne,
Hiç aklımdan çıkmıyor.

İstanbul’da yaşayan genç bir kızımız,
Umutla geleceğine bakmak dururken,
“verildiği kadar değil, hak ettiğim kadar
bir gelecek istiyorum” diye isyan ediyor.

Farkında mısınız,
Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu.
Oysa ülkemizin kuruluş süreci,
Hatta daha da geriye gidiyorum,
tüm bir tarihimiz,
umutların ülkesi olduğumuzu gösteren işaretlerle doludur.
Ülkemizin, özellikle gençlerimizin üzerine örtülen,
umutsuzluk örtüsünü kaldırmak zorundayız.

Gençlerimizin umutlarını, ve hayal kurma özgürlüklerini,
onlara yeniden vermek zorundayız.

Bunun için acilen bir şeyler yapmamız gerekiyor.
Önümüzde uzanan 21.yüzyılı kaybedemeyiz.
21.yüzyılın ilk çeyreğinde,
yeni dünyadaki pozisyonumuzu güçlendirmek zorundayız.

Devleti yönetenlerin birinci görevi,
İnsanla devleti,
devletle dünyayı buluşturmak olmalıdır.

“İyi de nasıl?” dediğinizi duyar gibiyim.
Bugün sizlerle Cumhurbaşkanı olduğumda,
Türkiye’de “nasıl bir devlet, nasıl bir vizyon” olacağını paylaşacağım.

Öncelikle bilinmesi lazımdır ki,
Devlet yönetmek ayrı şey,
gündelik politikaların peşine takılmak, ayrı şeydir.

Ve maalesef,
Türkiye’nin son yıllardaki en büyük şanssızlığı da
bu noktada olmuştur.
Devletin geleceği, geçici, gündelik iktidar hırslarına feda edilmiştir.

Son yıllarda kendisine yapılmış tüm yanlışlara,
Tüm haksızlıklara rağmen
Türkiye nasıl bir ülkedir hatırlatmak isterim;

Türkiye,
bir verdiğinizde bin verim alacağınız kadar bereketli
bir toprağa,
kültüre, insan kaynağına sahip bir ülkedir.
Türkiye, üzerine oynanan tüm oyunları bozma,
Düşmanın gücü ne olursa olsun,
üstesinden gelme yeterliliğinin kanıtlarıyla dolu
bir tarihe sahiptir.

Türkiye, herhangi bir ferdine,
tek bir ferdine tehdit hissettiği an,
Küskünlüğü, kırgınlığı unutup bir araya gelerek
o tehdidi yerle bir eden,
uğruna ölünesi bir milletin ülkesidir.

Türkiye, uluslararası camiada durum ne olursa olsun,
Dikkatleri üzerinde tutmayı hak eden,
üstün niteliklere sahip bir ülkedir.

Türkiye, şartlar ne olursa olsun
imkansızı başarmanın bizzat kendisidir.
Bizler, ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten bunu öğrendik.

Kısaca Türkiye,
ayaklarından tutup geriye çekenler olmasa,
Zirveye çıkacak bir ülkedir.

Yeter ki ülkemiz,
siyaset insanları tarafından değil,
devlet insanları tarafından yönetilsin.

Yeter ki ülkemiz,
kısa dönemli, öngörüsüz politikalar, kısır çekişmeler,
bencil yaklaşımlar arasına sıkışmasın, sıkıştırılmasın.

Benim ve arkadaşlarımın devlet yönetme vizyonu,
ülkemizi olumsuz ve karamsar iklimden çıkarıp,
ilkbahar güneşiyle buluşturmaktır.
Eğer Türkiye,
İlkbaharın hayat veren,
Üretken, yeşerten, canlandıran
Güneş ışığıyla buluşursa, altın çağını yaşamaya yönelir.

Gençlerimizin, kadınlarımızın ve
Onların mutluluğundan mutlu olacak erkeklerimizin,
Yani tüm milletimizin
Böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var.

Bu yaklaşım, geçmişte bir araya gelerek
Tüm zorlukların üstesinden gelme ruhundan beslenmelidir.

Ülkemiz son yıllarda,
birlikte başarmak fikrinden uzak kalmıştır.
Uzak kalmaktan da öte,
Yapay kamplara ayrıştırılmıştır.

Elbette farklılıklara saygı duyarak,
Ancak bu farklılıkları dar bir çerçevede değil,
Tüm sahalardaki farklılıklara saygı duyarak,
Güçlenen bir devlet anlayışına sahip olmalıyız.
Farklılıklara saygı duymak,
Benzerliklerimizi artırmanın önünde bir engel değildir.

Biz bu nedenle “bayram sofrası”nda
buluşmaktan söz ediyoruz,
Çünkü biz, milletimizin o sofranın etrafına toplanan
koskocaman bir aile olduğuna inanıyoruz.

Ve her ailede olduğu gibi,
Bu yolda da kadınlar,
Cumhuriyetimizi omuzlarında yükselten kadınlar
Hayati önemdedir.
Gittiğim her yerde bana hediye edilen tülbent ve yazmaları
Öpüp başıma koyma nedenim de budur.
O tülbentler, o yazmalar
Anadolu’nun en saf, en temiz ve en güçlü sembollerinden biridir.

Türkiye, bir medeniyet coğrafyasıdır…

Güneş bizsiz hiç doğmadı…
Biz güneşin her doğuşunda yine olacağız…

Yine tüm dünya milletlerini kıskandıracak,
Büyük zaferler yaşatacağız.
Savaşmak gerektiğinde o savaşı kazanacak kadar güçlü olacağız,
Ama, her zaman
Tavrımızı ve tercihimizi,
yaşatmak üzerine kurmanın gereğine inanıyoruz.

Bu tutum, benim ve ekibimin
devlet yönetme anlayışının karakterini oluşturmaktadır.

Değerli Misafirler,
Milletimizin %82’si geçmişe özlem duyuyor.
Hazin olan, bu rakama gençlerin de dahil olmasıdır.
Bizim anlayışımız, milletimizin tamamının yüzünü
geleceğe döndürmeyi hedefleyen bir devlet anlayışıdır.

Bizim devlet anlayışımız,
İnsanla yaşayan, insanı yaşatan devlettir.
Devlet, milletine bu çerçeveden bakmayı samimiyetle başarırsa,
İktidarlar, yoksulluğun sürdürülmesinden beslenemez.
Yoksulluk, iktidarı sürdürme aracı olamaz, olmamalıdır.

Bizim devlet tahayyülümüz,
Yeniden dünyaya örnek gösterilecek bir devlet anlayışıdır.
Tarihin her döneminde böyle oldu,
Her zaman doğuya ve batıya örnek olduk.
Son yıllardaki itelenip kakalanmamıza son vererek,
Yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet tasarımıyla geliyoruz.

Öncelikli hedefimiz,
devletle insan arasındaki uçurumu kaldırmaktır.
Devlet, iyiliğinden sorumlu olduğu her bir ferdinin
etnik, dini / mezhepsel, cinsiyet ve
kültürel farklılıklarına bakmaksızın,
hizmet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür.

Devleti hantal yapısından kurtararak,
O hantallıktan beslenen yapıları
bertaraf edeceğimiz çözümlerle geliyoruz.
Devletin işleyiş maliyetini düşürecek çözümlerimiz var.
Bugüne kadar hep iktidardakilerin ve onların yandaşlarının
çiftliğine dönüşen kurumların,
Devlet kaynaklarını, yandaş müteahhitlere aktarma aracı
olarak kullanılan kurumların,
devlete yük olmasına son verilmelidir.
Milletimizi de bu yükü taşımaktan kurtarmak zorundayız.

Devlet, devlet gibi çalışacak,
“çiftlik” ise, devletin içinden çıkarılıp,
yeniden doğaya, ait olduğu o güzel yere bırakılmalıdır.
Ve elbette,
Ülkemizde bilimin gelişmesinin önündeki, en önemli engellerden olan,
Üniversite camiasının kamburu olmaktan
öteye işlevi kalmamış, YÖK’ü,
tarihin sayfalarına göndermek bize nasip olacaktır.

İktidarların suçunu binalara ödetmek gibi
yamuk bir anlayışın ortaya çıkardığı sorunları çözeceğiz.
Mesela,
Gözbebeğimiz Türk ordusunun beşiği,
Kuleli ve Işıklar Askeri liselerini yeniden açacağız.
Onların yaptığı gibi,
terör örgütlerinin yuvasına çevirmeden,
Varlığımızın en büyük teminatı
Türk Ordusunun yuvası olmasını sağlamak, bizim bu devlete borcumuzdur.

Elbette biz de köprüler, yollar, hastaneler yapacağız.
Ancak, bizim büyük farklarımız olacak.
Köprülerin sahibi müteahhitler değil, millet olacak.
Bizim yaptığımız köprülerden
geçen de geçmeyen de para ödemek zorunda kalmayacak.
Yaptığımız yolların ömrü 3-5 yıl olmayacak,
çok daha uzun ömürlü bir mühendislik anlayışıyla yapılacak.

Şehirlere hançer gibi saplanan,
insanımızı gökyüzünü göremez hale getiren,
rezidans müteahhitliği değil,
Medeni, nefes alan, karakteri olan şehir planlarımız hazır.
İnsanımıza balık istifi muamelesi yapan
dev hastaneler yapmayacağız,
Biz bilgiden korkmayıp bilgiyi kullanacağız.
700 yatak üzeri hastanelerin sağlık üretmeyeceğini,
sistemin işlemeyeceğini biliyoruz.
Daha küçük ölçekli ve daha ulaşılabilir hastaneler yaparak,
Hasta ve yakınlarının, yollarda eza çekmelerini istemiyoruz.

Büyük ve görkemli projeler altında insanın ezildiği değil,
İnsana dokunan projelerle gündelik hayatta hissedilen
gelişmeden yanayız.

Sanayide çürüyen, satılan fabrikalar yerine,
mutlaka yeni fabrikalar açılmasını teşvik etmek,
Tarım ve hayvancılıkta,
yeniden dünyanın en gözde ülkesi olmak için projeler hazırladık.
Yatırımcıyı, teşvik için öyle uzun yollardan dolandırıp,
Süreçte yer alarak nemalandırarak sömürmek yerine,
Kendisine sadece iki şart koşacağız;
Yatırım yaptığı çevreye zarar vermemek ve
O çevrede yaşayan halkın rızasını almak.
O kadar.

Biz adımız gibi, iyi olan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğiz,
Yanlış olan, işlemeyen, eskiyen her şeyi düzeltmek için geliyoruz.

Devletin yeni, hareket edebilir, güçlü ve enerjisi olan yapısıyla
geleceğin örnek ülkesi olmak için
daha pek çok çözümlerimiz var.
Bunları 30 Mayıs’ta sizlerle paylaşacağımız beyannamemizde açıklayacağız.

Einstein’ın dediği gibi,
“Herşey olabildiğince kolay olmalı,
Ama basitçe geçiştirilmemeli.”

İşte biz, bu nedenle yola çıktık…

Daha kurulurken ilan etmiştik…

İyi bir Türkiye istiyoruz…

Güçlü bir Türkiye istiyoruz…

Ülkeyi yönetmeye talip olduğumuzu milletimizle paylaştık…

Herkes çok net görüyor…

Milletimizin yeni bir yönetime, kendisini tazelemeye,
nefes almaya ihtiyacı var…

O yeni yönetimin de milletin güvenini
çok itinayla koruması gerekir.
Çünkü millet, ülkeyi yönetenleri taşıyacak araç değildir,
Ülkeyi yönetenler milleti taşımalıdır.

Aynı krizlere tekrar tekrar yakalanan
Bir devlet yönetimi anlayışı olabilir mi?

Devlet, tiryakilerin ahdi ile devam edebilir mi?

16 yıldır ülkeyi yönetenlerin
Seçim vaatlerine bakınca,
Sanki bunca yıl ülkeyi yönetenler onlar değil sanıyorsunuz.
Biz onların, millete yabancılaştıklarını sanırken,
Kendilerine de yabancılaştıklarına şahit olmak,
Hepimizi endişeye sevk ediyor.

Elbette yeni bir yönetime ihtiyaç var…

Hiçbir sorun, onu üreten zihniyet ile çözülemez…
Zaten değişim de bunun için lazım.

Bizim gayretimiz hep,
Türkiye’nin 21.Yy ile örtüşen bir çizgiye taşınması içindir…

Türkiye’yi, 20. Yüzyılda kalmış bir iktidar anlayışından,
21. Yy’ın değerleriyle yükselen bir çizgiye taşıyacağız…

Ne mi demek istiyorum?
Madem ki e-devlet uygulaması var,
Devlet kendi ürettiği bilgiyi, vatandaşından talep etmemelidir.

Savrulan, sürüklenen Türkiye’yi, yükselen bir Türkiye yapmak istiyoruz…

21.YY’ın Türkiye’sinde,
81 milyonun cumhurbaşkanı olmak gerektiğini biliyoruz…

Bizim anlayışımızda devlet…

Herkese kapısı açık olandır…

Bir kişinin ayağına taş değse, sahip çıkandır devlet…

Ülke öyle yönetilmeli ki,
hiç kimse kendini garip ve yalnız hissetmemeli…

Cumhurbaşkanı forsuyla konuşan dil,
81 milyona sıcaklığını hissettirmeli…

81 milyona sevgisini hissettirmeli ki,
dünya o Türkiye’nin gücünü hissetsin…

Aziz Milletimiz, Değerli Misafirler,

Açıkça ifade ediyorum,
Tüm bir devlet yapısı,
tek bir kişinin gönlünü hoş etmeye odaklandığı için;
Son yıllarda giderek büyüyen bir yönetim boşluğu var…

Devlet toplumun gerisine düştü… Çünkü yönetim boşluğu var…

Kamu düzeni, zamanın gerisine düştü… Çünkü yönetim boşluğu var…

İdareciler, olayların önünde değil, peşinde koşuyor…
Çünkü yönetim boşluğu var…

Dış politika rüzgârın önündeki yaprak gibi
oradan oraya savruluyor…
Çünkü yönetim boşluğu var…

Ciddi bir devletin, ülkesinin bekasını,
milletinin huzurunu düşünen bir devletin,
Her gün yeni düşmanları, yeni kavgaları, yeni krizleri olamaz.
Olursa orada yönetim boşluğu vardır…

Eğitimden adalete, ekonomiden güvenliğe çözülme var…
Çünkü yönetim boşluğu var…

Döviz ve faiz almış başını gidiyor, çünkü yönetim boşluğu var.

İşsizlik, son on yılın en kötü durumunda,
çünkü yönetim boşluğu var.

Çocuklarımız taciz ediliyor, genç kızlarımız sokak ortasında öldürülüyor.

Beli ve eli silahlı adamlar sokaklarımızda kol geziyor.
Kadınlarımız şiddet görüyor, cinayetlere kurban gidiyor
çünkü yönetim boşluğu var.

Ormanlarımız, denizlerimiz yok ediliyor,
Evcil olsun olmasın bu dünyayı birlikte
paylaştığımız hayvanlar katlediliyor,
Yönetim boşluğu var.

Ve biz, bu yönetim boşluğunu doldurmaya geliyoruz…

Ve biz, milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz…

81 milyon, hep birlikte cesaretle yürüyeceğiz…

Ve Türkiye’yi hak ettiği, yükselen bir çizgiye taşıyacağız…

Öncelikle ekonomimizi yeni bir çizgiye taşıyacağız…

Dünyadaki en iyi uygulamaları
kendimize örnek almalıyız,
dünyanın da bizi örnek alacağı
uygulamaları geliştirmeliyiz.

Ülkemizin, dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde
ekonomiyi yönetebilecek kalitede
insan kaynağı var.
O insanların en başarılı isimleriyle çalışmaya başladık.
Çünkü biliyoruz ki,
Ayakları yere basan, güven veren,
Sağlam bir ekonomi olmadan Türkiye’yi geleceğe taşıyamazsınız.
Çok önemli isimlerle ekonomi planımızı hazırladık.
O plana göre;
2017 yılı itibariyle 17. sırada olan Türkiye ekonomisini,
hem milli gelir düzeyinde,
hem de yine 2017 itibariyle, 67. sırada olan
kişi başı milli gelir seviyesinde,
dünyadaki ilk 10 ülkenin arasına yükselteceğiz.

İlk 5 yıllık dönemde hedefimiz,
dünyadaki 10 ülke arasına girebilecek bu vizyon için,
para ve maliye politikasının koordinasyonu ile
enflasyonu yüzde 5’in altına düşürmek,
mali istikrarı tekrar tesis etmek,
gerekli “yapısal reformlar”
ve “altyapı yatırımlarının” bütününü
gerçekleştirmek olacaktır.

Böylece;
ülkemizi, gençlerimizi, kadınlarımızı gelecekte
dünyanın rekabet edeceği
alanlara hazırlamış olacağız.

Büyümeyi adil şekilde
her gelir grubunda hedefleyerek,
kamu ve özel sektör iş birliğiyle,
dengeli bir büyümeyle
düşük gelirli grupları koruyarak yapacaklarımızı planladık.

Kuşkusuz ki alacağımız her karar,
Her ekonomik adım:

-Mülkiyet haklarına saygı duyarak,

-Etki analizlerine dayandırılarak,

-Şeffaf ve hesap verilebilir çerçevede yapılmalıdır.

Ekonomiye dair atacağımız her adımda
bu ilkelerle hareket edeceğiz.

Bütün enerjimizi üretime vereceğiz…

Sanayiden tarıma, üretime ve üretene
pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor…

Ekonomiyi siyaset erbabının zenginleştiği
veya zenginlik dağıttığı bir ilişki ağı
olmaktan çıkarmak gerekiyor…

Böyle yapmadığımız müddetçe,

Her seferinde,
kazandıklarını kaybeden bir ülke olmaya devam ederiz…

Ülkeler arasındaki geçişleri kaldırmayı düşünen Türkiye’den…

2018’de şehirlere girişte kontroller koyan Türkiye’ye geldik…

Dünya Bankası’nın iş yapabilme sıralamasında Türkiye,
190 ülke arasında 60. sırada yer alıyor,
iş kurmak hem zor hem de pahalı.
İlk 10’u hedefliyorsak,
iş yapabilmenin önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor.

Bugünkü manzara şu…

Yönetim boşluğunun faturasını millet ödüyor…

Biz “ekonomiyi siyasetçi değil, güven yönetir” diyoruz…
Ekonomiye duyulan güvensizliğin,
maliyeti millete ağır bir yük olarak geri dönüyor.

Cumhurbaşkanı olduğum gün,
ekonomi bu güveni hissedecektir…

Düşünebiliyor musunuz,
dünyanın en karmaşık vergi ve teşvik sistemi Türkiye’de…

Anlamak için meslek sahipleri yetmiyor…
Yeni uzmanlıklar gelişiyor…

Devlet öğrencinin harçlığından,
yediği tosttan, kitabından, defterinden vergi alır mı? Alıyor…

Asgari ücretliden…

Benzinden, mazottan vergi al…

Arabadan ÖTV al…

Bir de üstüne yol ve tünel parası al…

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok…

Artık dünya, vergi ve teşvik sistemini basit,
sade ve verimli hale getirmiş durumda…

Biz de bunu uygulayan yaklaşımlar benimsiyoruz…

Cumhurbaşkanı olduğum günden itibaren,
Önceliğimiz, vergi tabanını genişleterek,
vergi yükünün düşürülmesine imkan sağlayacağız.

Türkiye’nin gücü de var, kaynağı da var…

Son 16 yılda 3.5 Trilyon Lira’ya yakın para toplanmış…

Ama milletin parası har vurup, harman savrulmuş…

Bu iş sadece kaynak meselesi değil,
aynı zamanda akıl ve ahlak meselesidir…

Bir devletin temsilcisi,
İtibarını şatafatlı ve kaba bir gösterişle sunup,
Sonra da,
“itibardan tasarruf olmaz” diyerek işin içinden çıkamaz.
Devletimizin geleneğinde,
Kültürümüzde ve ahlak anlayışımızda
İtibar,
Mal ve mülk üzerinden kurulmaz.
İtibar,
Kişinin sözünde durması, dürüst olması,
hırsızlık ve yolsuzlukla anılmaması gibi
üstün değerlerle kazanılır.

Bizim için itibarlı kişi,
Temiz bir kalbi olandır.
Kıt kanaat yediği ekmeği namusuyla kazanandır.
Her şeye olduğu gibi
İtibara da yamuk yerden bakan bir zihniyetle
Türkiye 16 yılını harcadı.
Ne büyük bir devletmişiz ki,
Hiç ama hiç hak etmeyen bir kadronun
yanlışlarına rağmen yıkılmamayı başardık.

Tarımda durum farklı mı?

Boş araziler, pahalı ürünler, geçim derdinde vatandaşlar…

Düşünün, bir benzin istasyonuna giriyorsunuz…

Lüks arabaya verilen yakıtla, traktöre verilen yakıt
aynı para…

Bu nasıl bir sistemdir ki,
Ne üreten memnun, ne satan memnun, ne de alan memnun…

Bizler tarıma, sanayi gibi bakmak zorundayız,
Çiftçimizin, rekabet edebileceği şartlara
kavuşması sağlanmalıdır.

5 yıl içerisinde tarım havzası olma kararımız var…

Allah’ın izniyle, planımız, programımız, yol haritamız hazır…

Diyorlar ki toplum ikiye ayrılıyor ;
Dindarlar ve sekülerler, diye …. Yanlış.
Toplum iki kutupmuş,
Modernler-gelenekçiler diye … Yanlış!
Evet,
Toplum ikiye ayrılıyor
ama,
Bir tarafta helal ekmek peşinde koşan milyonlar…
Diğer tarafta,
Rant peşinde koşan siyaset simsarları.
Bir tarafta geçim için koşuşturanlar,
eve ekmek yetiştirmek için didinenler,
Diğer tarafta yandaş müteahhitler.

Büyük usta ne diyordu,
“dünyayı yakarsa garipler yakar.”
Esasında
Türkiye’yi de yakarsa mutfak yakar,
geçim derdi yakar.
Türkiye’yi bölerse,
ekmek peşinde ömür tüketenlerle,
rant peşinde
Türkiye’yi tüketenler böler…

Aziz Milletimiz, Değerli Misafirler,

Çocuklarımızın yetişmesini,
ailelerin yükü olmaktan
çıkarmak zorundayız…

Güçlü aile, güçlü toplum demektir…

Bu zaten bizim geleneğimizdir…

Bu çocukları yetiştirirken,
şehrin sokaklarında ezilen aileler,
bizi yarınlara taşıyamaz…

Önemli bir üniversitemizin raporuna göre,
Üşüyen çocuklarımız var.
Biliyoruz ki, çocuk üşürse…

Devlet üşür… Millet üşür…
Bundan daha önemli bir devlet bekası ve millet bekası yoktur…

Dünyayı artık gençler taşıyor…

Ülkeleri gençler zenginleştiriyor…

Yaklaşık 25 milyon öğrencimiz var…

Dünyanın merkezi Pasifik’e kayarken,
genç milyarderler her geçen gün artıyor…

Milyarder gençlerimiz ve küresel markalarımız
neden olmasın?

Eğitime kalite gelmezse,
kalkınmada fazla ileriye gidilemez…

Neden?

Çünkü teknoloji üretmek lazım…

Nasıl olacak? Tabii ki, iyi bir eğitim sistemiyle…

Bir devletin, insanlarını yaşatmaktan sonraki
en önemli işlevi olan eğitime baktığımızda;
acı gerçek;
insan kalitemizin çok altında bir eğitim sistemimiz
olduğunu görmekteyiz.
Bugünkü sistem, içerik olarak 21. yüzyılı kavrayamadığı gibi,
Yaşanan ekonomik adaletsizliğin
Çocuklara da yansıtıldığını,
İyi okul-kötü okul,
özel-devlet ayrımlarının kaldırılamaz bir noktaya
geldiğini görüyoruz.
Oysa çocuklarımız için kabul edilebilir tek ayrımın,
beceri ve yeteneklerine göre bir farklılaşma olması lazımdır,
O da, aile isterse uygulanabilmelidir.

Bugün dünyanın birçok merkezinde,

Silikon vadisinde, Japonya’da, Almanya’da
bir çok Türk genci
Yüksek teknoloji üreten AR-GE merkezlerinde çalışıyor…

Türkiye’nin ortamını,
onlarla iş birliği halinde
yüksek teknoloji üretebilecek hale getirmeliyiz…

Dünyadaki hızlı gelişimle rekabet edeceksek…

Bu, yüksek donanımlı gençlerimiz sayesinde olacaktır.

Son dönemde ısrarla söyledik,
Ne var ki medya bize yer vermediği için,
sosyal medya aracılığıyla defalarca paylaştık;

Üniversiteler tarihiyle, bilimsel çalışmalarıyla
Bir birikimin üzerinde yükselen kurumlardır.
Üniversiteleri her ne şekilde olursa olsun bölmek,
bir ülkenin geleceğine yapılmış
en büyük ihanetlerden biridir.

Cumhurbaşkanı olduğum ilk gün
Üniversiteleri bölmek için alınan bu kararın
iptal sürecini başlatacağımızı
buradan ilan ediyorum.

Değerli Misafirler,

İyi bir adalet ve yargı sisteminin,
Güçlü bir demokrasi ile desteklenmesi gerekir…

Çok uzun bir zamandır,
Adalet sistemimizin üzerinde güvenilirlik sorunu bulunmaktadır.
Eğer insan, adaletin herkese farklı dağıtıldığına inanıyorsa
devletin can damarlarından biri kopuyor demektir.

Milletimiz için devletin temel vasfı, adil olmasıdır.

Nereden bakarsanız bakın, binlerce yıldır böyledir…

Adalet, cehaletin düşmanıdır, korkakların düşmanıdır.

Bu nedenledir ki;
haktan ve liyakatten uzak yönetimler, korkak yönetimlerdir.

Özgürlük alanlarını daraltan yönetimler,
ilerlemeci olmayan yönetimler, korkak yönetimlerdir.

Ülkemizde hukukun üstünlüğünü sağlamak,
Hukuku siyasetçilerin esaretinden kurtarmak zorundayız…

Ülkeyi yönetenler, kendi adaletlerini ayrı,
milletin adaletlerini ayrı dağıtamazlar…

İçinde adalet olmayan, adalet saraylarına ihtiyacımız yok…

Bizim için muteber olan,
“Devletin dini adalettir” sözüdür…

Değerli Misafirler,
Dış politika,
Siyasetçilerin iki dudağı arasına sıkışmaması gereken,
ülkenin çıkar ve itibarını öne koyan
bir alan olmalıdır.

Dış politikamızın gelişmesinin önündeki
en büyük engellerden biri terördür.
Terör, insanlığın karşısında duran,
Kontrolsüz gibi görünen,
ne var ki sahibi çoğu kez bilinen, insanlık dışı bir araçtır.
Ülkemizin terörle mücadelesinin ilk adımı,
Terörizmi besleyen ülkelerle ilişkisini,
çıkarcı değil akılcı bir temele oturtmasıdır.

Terör örgütünün adı ne olursa olsun,
PKK, FETÖ, PDY, İŞİD ya da bir başkası
Fark etmez,
Teröre kontrol edilebilir,
zaman zaman kullanılıp,
zaman zaman devre dışı bırakılabilir araç olarak asla bakılamaz.
Hiçbir devlet, hiçbir terör örgütüne müsamaha edemez,
Hiçbir terör örgütüne,
Kendi işine geldiği zaman iyi,
gelmediği zaman kötü anlayışıyla yaklaşamaz.
Hiçbir namuslu yönetici,
Mesela FETÖ’yü uluslararası bağlantılar içerisinde,
işine geldiği gibi kullanmayı düşünemez.

Terör örgütlerini kendi çıkarlarınız için kullanmaya kalkar,
Kendinize rakip gördüğünüz herkesin üzerine salmaya,
FETÖ’yü kontrolünüzde tutarak,
masum insanlara iftira atmaya kalkarsanız
Sadece insanlık suçu işlemiş olmazsınız
Aynı zamanda
Eğer iman edenlerdenseniz,
Günah ve vebal peşinizi bırakmaz.
Eğer iftira atmayı karakterinizin bir parçası sayarsınız,
1 Nisan’da dediğim gibi,
Adınız haccac gibi yazılır tarihe.

Devlet yöneticileri,
Hiçbir terör örgütü tarafından aldatılamaz,
Hiçbir terör örgütüyle pazarlık yapmaz, yapamaz.
İster PKK olsun isterse FETÖ,
Herhangi bir terör örgütünü
kendi çıkarları doğrultusunda
kontrol edebileceğini sananlar
sadece ve sadece aldatılan saflar değil,
acz içindeki cahillerdir.

Türk dış politikası,
Tarihin çok gerisine düşmüş bir anlayıştan vazgeçmeli,
İçi boş hayaller üzerine kurulu
Ya da sadece vitrine oynayan
Hamlelerle
“Mağlup dış politika” gerçeğine mahkum edilmemelidir.
Bu mağlubiyetin faturasını ödemek de
Kahraman ordumuza düşmektedir.
Bu anlayış,
Varlığı barışın güvencesi,
milletinin ve vatanının bekasını sağlamak olan
Ordumuzu, iktidarın hata düzelticisi konumuna getirmektedir.

Biz,
Krizlerden beslenen değil,
yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet dış politikası hazırladık.
Göreve geldiğimiz gün milletimiz de dünya da
bu farklı anlayışı hissedecek.
Bizler parmak sallayarak yenilmek değil,
Şeffaflıkla konuşarak kazanmak isteyen
bir dış politika uygulayacağız.
Bir devletin uluslararası ilişkileri ciddiyet ister.
Ekran önünde ayrı,
Kapı arkasında ayrı konuşarak milletinizi aldatamazsınız.

Değerli Misafirler,
Türkiye yeni dünya düzeninde
anlamı sorgulanan jeopolitik konumu yerine,
“ekonomik coğrafya” kavramıyla anılmalıdır.

Türkiye, bürokratik kolaylık ve…

Hukuka güven ilkesiyle

Kolay ulaşılabilir bir hale gelecek…

Güç saygınlıktadır.

Devlet olmak, insanların ölmesi üzerine değil,
Yaşaması üzerine politika üretmek demektir.

Devlet gibi davranırsanız, Afrin olmaz ve
mülteci dalgası altında kalmazsınız.

Mülteciler için kararlı bir politika üretiyoruz…

Ve diyoruz ki…

Herkes kendi vatanında mutludur…

2019 Ramazan’ında, biz onların misafiri olarak,
Suriye’de mültecilerle birlikte
iftar yapacağımız bir dış politika anlayışıyla hareket ediyoruz…

Devlet gibi davranmazsanız,
5 milyon mülteciniz olur 150 milyar lira harcarsınız…

Devlet gibi davranırsanız,
1 milyon yabancı öğrenciniz olur,
her yıl 100 milyar lira kazancınız olur….

Türkiye büyük potansiyele sahiptir.

81 milyona değil, 181 milyona
tok ve onurlu yaşam sunar.

Had bildirmek, bağırıp, çağırarak
ülke yöneteceğini sanmak,
Devlet kültürüyle ilişkisiz, şuuru sorunlu bir anlayıştır.

Türkiye’nin gücüne,
milletin aklını ve birikimini katmak gerekiyor…

Dışişleri bürokrasisi ülkemize yapılan hakaretlere
cevap yetiştiremez oldu.

Türkiye’de devlet adamlığı mızıkçı ergen tavrıyla olmaz…

Olursa, Türkiye’nin kredisini tüketirsiniz..

Bugün olan budur….

Türkiye, dünyanın Türkiye’sidir.

200 milyonluk Türkçe konuşan Türk dünyasının kalbidir.

1 milyarlık Müslüman aleminin yüzünü döndüğü bir ülkedir.
Ve bu, hep böyle olmuştur.

Türkiye aynı zamanda Avrupa’dır.

Hem de asırlardır böyledir.

Dış ticaretimizin halâ yarısı AB ülkeleriyledir.

Bu ticaret, nitelikli sanayileşmenin lokomotifi durumundadır.

Bunun aksini söylemek, yalan söylemektir, milleti aldatmaktır.

ABD’ye en çok bağıranların çocukları ve torunları
ABD pasaportu taşıyorsa, neye ve kime güvenebiliriz?

Son yıllarda Türkiye-ABD ilişkileri
çift yüzlü yorgana dönmüştür.
Dışarda başka şey söylenmekte,
içerde başka şey olmaktadır.
———————-
Bölgemizdeki ülkelerin kalkınması, ülkemizin menfaatinedir.

Bölgemiz güçlü olmalıdır ki, Türkiye bölgesel güç olsun.

Güçlü Irak, güçlü Suriye daha güçlü Türkiye demektir.
———————-
En kötü komşu,
Hem içeride kavga eden, hem de dışarıda sizinle kavga edendir.

Bakın dünyaya,
Gelişmiş ülkelerin tamamı
komşularıyla iyi ilişkiler ararken,
bize kavga tavsiyelerine kulak kabartamayız.

Savaşlara sevinemeyiz.

Müslümanların bombalanmasına el ovuşturan olamayız.

Onlar sevinse de, biz sevinemeyiz…

Çünkü biz büyük bir milletiz…
Devletlerle ilişkilerimizi
başka devletlerin politikalarına
terk edemeyiz, etmemeliyiz.

Türkiye’yi cesaretle, yeni bir çizgiye taşıyacağız…

Bu yola çıkarken ne dedik?

Medeniyet yolunun taşlarını sadece cesurlar döşer…

Türkiye’yi, yeni bir medeniyet çizgisine taşıyacağız…

Değerli Misafirler,

Rekabetçi siyasal sistemi çalıştırmak zorundayız.

Medya ve iletişim alanları baskılanmamalıdır. Özgür olmalıdır…

Ne siyasetin, ne sermayenin aracı olmayacak
bir medya toplumun yararınadır…

Demokratik katılım- güçlü parlamento- milli irade ilişkisi, vazgeçilmezdir.

Parlamenter sisteme dönüş için,
bir geçiş dönemi planlamaktayız..
Hiçbir zaman bir kaosa izin vermeyeceğiz,
Kaos ve krizlerden beslenen bir anlayışı asla benimsemeyeceğiz.

Aziz Milletimiz, Değerli Arkadaşlarım,

Şimdi türbesi oradan oraya taşınan Süleyman Şah’ın,
Fırat’ta boğulmasından sonra Kayı boyu,
Hayme Ana’nın önderliğinde devam eder…

Ve uzun Anadolu yolları… Sonrası Söğüt, Domaniç
yollarını tutarlar…

Bu büyük yürüyüşte, Hayme Ana’ya sorarlar…

“Hayme Ana, daha ne kadar yürüyeceğiz?”

Hayme Ana’nın cevabı şöyle olur;
“Obamızın başı gö-ğe de-ğin-ce-ye ka-dar”…

Bana da soruyorlar…

“Meral Hanım nereye kadar yürüyeceğiz?” Diye…

“Milletimizin başı göğe değinceye kadar yürüyeceğiz!”

Ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi
“Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar!”

Milletimizin başı göğe değmedi mi,
Osman Gazi ile Fatih ile Yavuz’la, Kanuni’yle?

Değmedi mi, Atatürk’le, Cumhuriyetle,
Cumhuriyet değerleriyle?

Değdi… değdi tabii ki…

Sadece bizim değil, sayemizde insanlığın da başı göğe değdi…

Değerli Arkadaşlarım,

Lütfen, hepiniz Türkiye Cumhuriyeti
kimlik kartlarınızı çıkarın…

Evet, göreyim ellerinizde nüfus kağıtlarınızı.
İşte!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu budur…

Ağa da budur, reis de budur, paşa da budur…
İrade sahibi de budur…

81 milyonun tamamı, aynı haklara sahiptir…

81 milyonun tamamı, birinci sınıftır…

81 milyonun hiçbir fark gözetmeksizin
devletimiz karşısındaki tek torpil belgesi de budur!

Ne biri diğerimizden üstün,
ne biri diğerimizden aşağıdır…

Benim devlet yönetme anlayışım budur,
Ve bu anlayıştaki arkadaşlarımla çalışmaktır.

Her hedefimiz için öyle uzun yıllar koymuyoruz biz.
Bir çok farkı ilk birkaç ay içinde,
Büyük gelişmeleri de en fazla 5 yıl içinde ortaya koyuyoruz.

Aziz Milletimiz, Değerli Arkadaşlarım,
Kadınımız, erkeğimiz, memurumuz, esnafımız,

Krizden krize koşmaktan,

Gerim gerim gerilmekten bıktı usandı.

Sabahları yataklarından “bugün yine ne oldu”,

Kaygısıyla kalkmaktan yoruldu.

24 Haziran’dan sonra…

İnsanlarımız geceleri yatağa huzur ve güvenle girsin,
Sabahları güne huzur ve güvenle başlasın diye

İşe huzur ve güvenle gidip,

Eve huzur ve güvenle dönsün diye..

Okuldan gelecek çocuğunu
huzur ve güvenle bekleyip,

Kapısını huzur ve güvenle açıp kapatsın diye.

Mutlu bir yuvada,
hayalleri gerçekleştirecek bir gelirle yaşansın diye,
engelleri aşa aşa yürüyoruz.
Çünkü biz,
Büyükleriyle küçükleriyle mutlu olan,
81 milyonluk kocaman bir aileyiz.

25 Haziran sabahı…
Yeni bir güne uyanacağız…

O gün,
karamsarlıkların, krizlerin sürdüğü,
Hiçbir şeyin değişmediği bir gün olabilir,
Ya da
Yepyeni, güzel bir iklimin hüküm sürdüğü
Umutlar içinde yaşanacak bir gün olabilir.
Hangisi olacağına aziz milletimiz karar verecek.

Biz 25 Haziran sabahından itibaren yepyeni,
İlkbahar güneşi gibi,
Hayat veren, nefes aldıran,
Yaz güneşi gibi, üşüyen yüreğimizi ısıtan
Bir Türkiye’de yaşamak için gece gündüz çalışıyoruz.
Sizler de bize destek olun.
25 Haziran sabahına kadar
Türkiye’ye yeni bir güneş doğması için
çalışmaktan asla yorulmayın.!

Başaracağız…
Başaracağız…
Çünkü milletimize borcumuz var!

Çünkü biz biliyoruz ki,
Yepyeni bir güneş doğacak ülkemizin üzerine!
Yeter ki, her türlü olumsuzluğu geride bırak,
Yeter ki, yüzünü güneşe dön Türkiye!

“İYİ”ler Kazanacak